5 Eylül 2011 Pazartesi

Şiir Gibi Heidelberg



Bizim kalbimizi Ege'de bırakmamız gibi Almanlar da kalplerini bu romantik şehirde bırakırlar. "Ich habe mein Herz in Heidelberg verloren" diye bir şarkı yazmaları da boşuna değildir. Nazilerin de, Amerikalıların da dokunmaya kıyamadığı Heidelberg, günümüzde Almanya'nın en sevilen ve en çok ziyaretçi çeken şehirlerinden biridir.


Daha önce farklı yazılarda pek çok Alman şehrinin İkinci Dünya Savaşında bombalandığından bahsetmiş olmalıyım. Heidelberg bu şehirlerden birisi değil, burayı yıkmaya kıyamamışlar. Evet, Amerikalılar çok sevdikleri bu şehre kıyamamışlar. Tabi kıyamamalarının sebebi yakınlardaki Amerikan üssü dolayısıyla şehirde yaşayan Amerikalı halk da olabilir. Belki de çok beğendikleri için üssü buraya inşa edip şehri benimsemiş olabilirler, bilemiyorum. Sonuçta şehirde hala yaşayan Amerikalılar olduğu göze çarpıyor ve burası Almanya'da en fazla İngilizce konuşulan şehirlerden birisi. Yani anlaşma konusunda sıkıntı yaşayacağınızı sanmıyorum.

Heidelberg, Neckar nehri kıyısında kurulmakla birlikte batıdaki büyük Ren nehrine de yakın bir konumda ve bu iki nehrin beslediği verimli bir ovanın ortasında. Ilıman bir iklime sahip ve bunu şehrin orasında burasında görebileceğiniz meyve ağaçlarından da anlayabilirsiniz. Şeftali, karadut, böğürtlen ve yaban mersinleri benim hatırladıklarım. Turistik yerlerde kavanozlarda satılan Heidelbeere reçellerini görünce adını bu şehirden alan özel bir meyve olduğunu sanmıştım ama bir manavın önünden geçerken bildiğimiz yaban mersini olduğunu gördüm. Babamın balkonda yetiştirdiği bu meyvenin bu kadar turistik olması hayal kırıklığına uğrattı beni ama ne yalan söyleyeyim reçeller çok lezzetli. Ayrıca güneşli gün ortalaması yüksek olan Heidelberg beni farklı mevsimlerdeki üç gezimde de utandırmadı ve güneşli yüzünü hep gösterdi, benim şansım mıydı bilemiyorum.

Tren istasyonu şehrin biraz batısında, pek merkezi bir konumda değil. Bir de Heidelberg Altstadt istasyonu var ama o da eski şehrin oldukça 1 km kadar doğusunda kalıyor. Tren istasyonundan çıkınca yürümektense otobüs ya da tramvayla eski şehre ulaşmak daha mantıklı. Benim tavsiyem Galleria Kaufhof'un falan olduğu Bismarck meydanında inip kalan kısmı Hauptstrasse (ana cadde demek) üzerinden yürümek. Bu renkli ve kalabalık alışveriş caddesinden nehre paralel olarak yürüdüğünüzde eski şehrin merkezine kısa sürede varacaksınız. Bu cadde, şehrin bordo ve beyaz karması renkleriyle bezeli şehre alışmanız için güzel başlangıç. Bordo dediğim de bizim Ankara taşı olarak bildiğimiz andezitin rengi aslında; kaynağını bilmiyorum ama bu yörede ve güney Hessen'de bütün tarihi yapılarda bu taş kullanılmış ve Heidelberg'in kalesinden köprüsüne her yerine renk veriyor.


Hauptstrasse'den devam ettiğinizde eski şehrin merkezi olarak nitelendirilebilecek yerde kocaman bir gotik kilise tüm ihtişamıyla durmakta. Heiliggeistkirsche yani kutsal ruh kilisesi adındaki bu yapının meydana bakan iki cephesi hediyelik eşya dükkanlarıyla çevrelenmiş durumda. Hepsinde -genelde- aynı şeyler var, çok dolaşmaya gerek yok ama aynı ürün bazı yerlerde daha ucuza bulunabiliyor. Benim gibi 10 sentin bile hesabını yapacak kadar pinti bir gezginseniz hepsine teker teker bakabilirsiniz.

 

Kilisenin karşısında neden önemli olduğunu bilmediğim fakat tarihi çok eskilere dayanan meşhur bir bina var. Hotel zum Ritter adındaki bu bina, adından da anlaşılacağı üzere halen faal durumda olan bir otel. Tripadvisor gibi sitelerde yazılanlara göre çok pahalı ama buzdolabı magnetleri yapılacak kadar şehrin sembolü haline gelmiş(!) tarihi bir binada kalmak da ilginç olsa gerek.


Kiliseden nehre doğru yürüdüğünüzde eski köprü (Karl-Theodor Brücke) ve iki beyaz kulesiyle şehrin giriş kapısına ulaşıyorsunuz. Aslında şehre nehrin diğer tarafından başlayıp şehre bu kapıdan sembolik bir giriş yapmak daha güzel olabilir. Bu devasa kapının yanında içi boş bir maymun heykeli bulunuyor. Bu gereksiz maymunun içine girip elindeki cismi tutarak poz vermek şehrin en önemli turistik atraksiyonu. Evet çok saçma ama yapacak bir şey yok, çekik gözlüleri oyalayacak bir şey lazım olmuş, bunu bulmuşlar. Dalga geçtiğime bakmayın, aslında ünlü bir sanatçının değerli bir eseriymiş ama, cahilliğimi mazur görün, meraklısına wikipedia diyorum.


Köprü ile kilise arasında uzanan sokak da turistlere hitap eden pek çok restoranla dolu. Pek çok gezi rehberinde bu restoranlarda oturup lezzetli bifteklerden yenilmesi tavsiye ediliyor ama bana kalırsa çok pahalılar. Nehre yakın tarafta soldaki ilk binanın altında Türkler tarafından işletilen bir hediyelik eşya dükkanı var. İlk gidişimizde Türk olduğunu başta anlamadığım tatlı bir genç kız yardımcı olmuştu bize, ama bu sefer harbi bir abimiz vardı. Kanım ısındığından mı artık kartpostalları hep oradan alırım, ama kusura bakmasınlar, daha büyük hediyelikleri ucuz olduğu için kilisenin altından aldık.


Etraftaki ara sokaklarda tarihi ve şık binaların arasında dolaşabilir, kendini gizlemeye çalışan bazı ufak müze, kütüphane ve sahafları keşfe çıkabilirsiniz.



Şehrin tepesine bir kartal yuvası gibi kurulmuş kaleye çıkmadan önce nehrin kuzey yakasına geçip manzaraya oradan bakmanızı tavsiye ederim. Hatta vaktiniz ve enerjiniz varsa Filozof Yolu (Philosophenweg) olarak adlandırılan patikadan tepeye çıkabilirsiniz. Eski köprünün hemen karşısından başlayan bu patika, meyve bahçeleri arasından tepeye ulaşıyor ve şehrin en güzel manzaralarını sunuyor. Daha yukarıda Heiligenberg denilen tepede birkaç tarihi kalıntı ve bir Roma tiyatrosu bulunduğunu öğrendik fakat güneşte daha fazla devam etmek istemedik. 


Altstadt'ın tepesindeki kaleye de mutlaka çıkmalısınız. Yaya olarak çok zorlu bir yürüyüş olmasa da isteyenler Bergbahn denilen tramvayları da kullanabilir. Kornmarkt denilen yerden başlayan tramvaylarda bildiğim kadarıyla şehir içi ulaşım için kullanılan biletler geçmiyor ama biniş pahalı değil. Çoğu yerde olduğu gibi bu kalede de bilet almadan dibine kadar gidebiliyorsunuz. Biz hem biraz geç vardığımızdan, hem de biletsiz olarak dışarıdan yeterince gördüğümüzü düşündüğümüzden girmedik. Belli yerleri yıkılmış olsa da gerçekten görkemli ve görmeye değer bir yapı. İçeride çeşitli sergilerin yanı sıra dünyanın en büyük ahşap fıçısı da sergilenmekte.


Heidelberg, 14. yüzyılda kurulmuş üniversitesiyle önemli bir eğitim kenti ve pek çok uluslararası öğrenci ve öğretim üyesini ağırlıyor. Özellikle tıp alanında uzmanlaşmış üniversitesi Almanya'nın en önemli doktorlarını yetiştiriyor. İstanbul'a da gelen Bodyworld sergisiyle de tanıdığımız Günther von Hagens de bu üniversitenin profesörlerinden. Artık kendisiyle özdeşleşmiş siyah fötr şapkasıyla kadavra kesip biçtiği altı bölümlük Anatomy for Beginners programını internet üzerinden izleyebilirsiniz. Bunun yanında bir tanesi kalenin içerisinde olmak üzere pek çok tıp ve eczacılık sergisi de şehrin ilgi çekici noktalarından. 

Yaşlı Alman nüfusuna rağmen bu şehirde öğrenci ve genç bolluğu dikkat çekici. Bu durum eğlenceli bir gece hayatını da beraberinde getiriyor. Ben bu şehirde hiç gece görmediğim için hayatını da sağda solda gördüğüm parti afişlerinden biliyorum. Ama haftasonu gece yarısı bineceğimiz treni beklediğimiz istasyon, partilerden döndüğü besbelli olan şık genç kızların uzun topuklularla yürüdüğü bir defile havasındaydı. Tabi onlarla beraber pek çok alkollü delikanlının rahatsız edici tavırlarıyla da karşılaşabilirsiniz. Bu arada istasyonun yanındaki Burger King ve McDonalds geç saatlere kadar açık.

Tek günlük bir gezinin yetebileceği Heidelberg'e Stuttgart ve Frankfurt'tan ikişer, Karlsruhe'den bir saatte ulaşabilirsiniz. S-Bahn trenleriyle ulaşılabilen Mannheim ise 15 dakika uzaklıkta. Çok turistik bir yer olmasına rağmen Heidelberg'de her keseye uygun otel bulunmuyor, ücretler oldukça yüksek. Backpackerlar için Jugendherberge dışında da 3-4 hostel bulunuyor. İki ya da üç kişiyseniz otel odası tutmak mantıklı, önceden rezervasyon için Agoda.com'u öneririm. Civarda konaklamanın ucuz olduğu başka bir şehirde kalıp buraya günübirlik gelmek de mantıksız sayılmaz. Stuttgart, Frankfurt veya başka bir şehirden haftasonu (Schönes Wochenende) ya da eyalet biletleriyle (Landesticket) grupça gelebilirsiniz. Bu biletler şehir içi ulaşımda da geçerli olacak. 

Çoğu turist tarafından sıkıcı olarak nitelendirilen ve hakkı verilerek gezilemeyen Almanya'nın biraz farklı bir yüzünü görmek istiyorsanız, rotayı değiştirmeye değecek güzellikteki Heidelberg'i es geçmeyin ve tatil planlarınıza ekleyin. Daha fazla bilgi için ekşisözlük'ü de inceleyerek programınızı şekillendirebilirsiniz.

1 yorum:

  1. Bence Almanya'nın en güzel şehridir. Güzel sokakları, tarihi binaları, her damak tadına uygun restoranları, yemyeşil doğası ve nehriyle dediğin gibi görülesi bir yerdir. güzel gezi yazın için eline sağlık.

    YanıtlaSil

 
Free Hit Counter