19 Haziran 2011 Pazar

Kuzey Ege Bisiklet Turu


ODTÜ dağ bisikleti takımından arkadaşım Sercan'la, benim proje teslimim ve 12 Haziran seçimleri arasında bulduğumuz bir haftalık boşlukta, Çanakkale başlangıç olmak üzere bir bisiklet turuna çıktık. Aklımızda belirgin bir rota olmamakla birlikte hedefimiz seçimlere kadar gidebildiğimiz kadar güneye gitmek ve otobüsle Ankara'ya dönmekti; sonuçta Ayvalık'a kadar gidebildik ve havanın da bozmasıyla beraber döndük. Bu yazımda bir tur hikayesi anlatmaktan çok, o yörede geziye çıkacak insanlara fikir vermeye ve bisikletle gezeceklere de tecrübelerimi aktarmaya çalışacağım.


Bisiklet turuna çıkacaklara
Tecrübeli bir turcuysanız ya da bisikletle dolaşmayacaksanız bu bölümü geçebilirsiniz.

Öncelikle ben de tur arkadaşım da bisikletçi değiliz; üniversitede amatör olarak bisikletle ilgileniyoruz ancak bu şekilde birkaç günlük tur deneyimimiz hiç yoktu. Kendi adıma kondisyonumun da yüksek olduğunu söyleyemem. Hatta tur öncesi final döneminde olduğum için uzun süre dışarıya bile çıkamamış ve iyice hamlaşmıştım. Pek çok insanın böyle turlar yapmak istediğini fakat yeterli kondisyona sahip olmadıklarını düşündüklerinden cesaret edemediklerini biliyorum, ancak ortalama fiziğe sahip ve sağlığı yerinde herkes böyle bir tur yapabilir (başka bir sporla zaten uğraşıyorsanız durmanız hata). Zaman sıkıntınız yoksa yorulduğunuz yerlerde durup dinlenir, denize girer, enerji toplar sonra tekrar devam edersiniz. O yüzden çekinmeyin, kendinizi çok zorlamadıkça -ve bir kaza ya da düşme durumu olmadıkça- fiziken bir sıkıntı yaşayacağınızı sanmıyorum (sele üzerinde oturmaktan poponuz ağrıyabilir ama yoruldukça dinlenirsiniz demiştim).

Ben tur öncesi araştırma yaparken Gökhan Atila'nın blogundan çok faydalandım. Rotayla ilgili de Feyyaz Alaçam'ın Türkiye kıyıları turu güzel fikirler verdi. Ancak tur için sayfalarca uzayan malzeme listelerine, eğer çok uzun turlar yapmıyorsanız uymanıza gerek yok. İhtiyaç duyulacak minimum malzemeyle çıkmanızı öneririm, hem ağırlık artmaz, hem de eşya kalabalığında boğulmazsınız.

Tur için en önemli şey malzeme; en önemli malzeme de tabi ki bisiklet. İnternette bisiklet seçimi konulu pek çok yazı var ve bunların ortak çabaları kullanıcıların amaçlarına yönelik bisikletler almalarını sağlamak. Burada tur için bir özet geçeyim. Eğer şehir içi asfaltta ve bazen de uzun turlarda kullanacaksanız size en uygun bisiklet 28 inç tekerlekli ve genelde amortisörsüz şehir/tur bisikletleridir. Bu bisikletler çoğunlukla düz/slick/kabak lastikli ve bagajlı olarak gelir, herhangi bir değişime gerek duymadan bagaja uygun bir çantayla tura çıkabilirsiniz. Eğer araziye girerim, dağda taşta kullanırım diyorsanız alacağınız dağ bisikleti de size tura çıkma imkanı verecektir. Lastikleri daha ince ve düz asfalt lastikleriyle değiştirerek ve bagaj takarak tur bisikletine çevirebilirsiniz. Arazi lastikleri sürtünmeyi artıracağından performansı düşürür. Orta amortisörlü bisikletler, çok kaliteli modeller olmadıkça gereksiz ağırlıktan başka bir şey vermez. Marketlerde satılan çift amortisörlü bisikletler göze hitap etmek dışında bir işe yaramaz, alacaksanız sadece ön amortisörlü bir dağ bisikleti alın. Ama dikkat etmek lazım, ortalamanın üzerinde ve yarışlara yönelik bir dağ bisikleti bagaj takmaya olanak vermez. Yine de bu sorunu römork taşıyarak atlatabilirsiniz, ancak hem sürüş konforunu etkilemesi, hem ağırlık hem de duracağınız zaman zaptetmenin zorluğu nedeniyle ben römork önermem. Yol bisikletleri ise geometrileri nedeniyle antrenman ve yarışa yönelik bisikletlerdir, uzun turlar için önerilmez.


İlla iyi bir bisiklet olması da şart değil, eski bir bisikletle de tura çıkabilirsiniz. Burada can alıcı nokta bisikletlerin bakımlı olması ve hareketli aksamının düzgün çalışmasıdır. Tur öncesi fren, vites ve göbeklerinizi bakımdan geçirerek ve belli bir süre deneyip emin olduktan sonra turda kullanabilirsiniz. Ufak tefek onarımları öğrenin ve yanınızda alyan takımı, yedek iç lastik ve yama takımı, el pompası, mümkünse zincir anahtarı ve akord anahtarı bulundurun. Zinciri sabunlu bezle temizleyip yağlayın. Yağlama aralıkları yağın kalitesine göre değişir (genelde 100 km'de bir) ancak sıradan makine yağı da kullanabilirsiniz. Bu durumda kurudukça yağlayabilirsiniz. Bu gibi bakımlar için internette, özellikle mtbtr.com gibi sitelerde oldukça bilgi mevcut.

Önemli bir nokta da eşyalarınızı nasıl taşıyacağınız. Sırt çantasından uzak durun, hem terletecek hem de ağırlık verdiği için sırtınızı ağrıtacak. Küçük ve hafif bile olsa sırt çantası yerine bisiklete takılan çantaları tercih edin. Bagajınız mutlaka olsun. Bagaja takılan tur çantaları ikiye ayrılır. İlki iki yana ayrı asılan çantalardır. Bağlantısı çanta üzerindeki askılarla yapılır. Benim kullandığım heybe çanta ise üstten birbirine bağlı ve iki yana sarkan iki çanta şeklindedir. Bunların bagaja montajı cırt cırtlı bantlar ya da ipli bağlantılarla yapılır. Askılı çantaların sökülüp takılması heybelere göre daha rahattır. Eğer her akşam çantayı çıkarıp yanınıza alacaksanız iki yana ayrı asılan çantalardan almanız daha uygun. Heybe çantanız varsa bir kere ayarlayıp dengeli bir şekilde monte ettikten sonra hiç çıkarmamanız daha iyi olur. Fiyatlar, ithal ürünler üzerinden dönen Türkiye piyasasında azımsanacak düzeyde değil, ancak ben kendi heybemi Ankara'da Güngörler Bisiklet'ten uygun sayılabilecek bir fiyata aldım, sanıyorum Çin malıydı ancak bir sorun çıkarmadı, sağlam görünüyor. İki yana asılan çantaları kendiniz ucuza mal etmek isterseniz bu linki bir inceleyin. Ankara ve İstanbul Decathlon mağazalarında güzel çantalar var. Boyutları turunuzun uzunluğuna ve taşıyacağınız malzemeye göre seçin.


Ben bir de gidon çantası öneririm, her an elinizin altında olmasını istediğiniz telefon, cüzdan ve fotoğraf makinesi gibi şeyleri ona koyabilir, üzerine harita da tutturabilirsiniz. Hatta çoğunun harita koymak için şeffaf gözleri oluyor. Bizim piyasada biraz pahalı, ben en uygunlarını Decathlon'da gördüm. Ayrıca gidon bağlantıları bularak bunu da kendiniz yapmanız mümkün.

Eşyalarınızı gruplandırarak poşetler halinde yerleştirmeniz hem aradığınıza ulaşmanızı kolaylaştıracak, hem de eşyalarınızı olası yağmırdan koruyacaktır. Yağmura karşı yanınızda birkaç çöp poşeti de bulundurun. Heybenin üzerine çadır, uyku tulumu ve matı kancalı lastiklerle sabitleyebilirsiniz. Onları da çöp poşetiyle sararak taşırsanız yağmur ve tozdan korumuş olursunuz. Kendinizi de korumak için çantanızda (mevsim yaz da olsa) yağmurluk bulundurun.

İnternette bisiklet ya da sporcu giyimiyle alakalı pek çok yazı bulabilirsiniz. Pamuklu giysiler yerine teri dışarıya atan sentetik spor kıyafetlerini tercih edin. Eğer soğuk havada çıkıyorsanız polar ve windstopper tarzı kıyafetler kullanın, yün kazak ve hırka almayın. Etiketlerde 100% sentetik, polyamid ya da polyester yazmasına dikkat edin. Mümkünse pedli bisiklet şortları ya da taytları giyin. Ülke şartlarında tayt giymenin sıkıntı yaratacağını düşünüyorsanız pedli tayt üzeri hafif bir şort da giyebilirsiniz, ancak içinizde pedli bir şey mutlaka olsun, yoksa popo ağrısı dayanılmaz olabilir.

Biz kampinglerde kalmayı tercih ettik, bu nedenle çadır ve uyku tulumu taşıdık. Yaz aylarında çadırsız da uyunabilir ama çadır hem sinek ve diğer hayvanlara karşı koruma sağlar hem de eşyalarınızı içeri alabileceğiniz için güvenlidir. Bütün gün bisiklet üstünde terlediğimiz ve deniz sonrası tuzlu durmak istemediğimiz için duş imkanı olan kampinglerde kaldık, ayrıca otel ve pansiyonlara göre çok daha ucuzdu. Genelde çadır başı 15-20 lira gibi ücretler istendi fakat sezon dışı olması dolayısıyla pazarlıklarımıza karşılık aldık ve 10 liradan fazla para vermedik. Ama bu konuda bizi emsal göstererek indirim istemeyin. Kamp alanları dışında herhangi boş bir alana çadır kurmak konusunda hem jandarma bölgesi olması hem de su olmaması dolayısıyla tereddüt ettik. Su imkanı varsa kimseye görünmemek kaydıyla istediğiniz yere çadır atabilirsiniz. Çevrede insanlar varsa da izin almaya çalışın, bazı insanlar şikayetçi olabiliyor. Duşu olan plajların yakınındaki ormanlık alanlar kamp için uygun olabilir, ancak özel mülk olmasın.

Rota

Bizim rotamız Çanakkale'den başlayarak güneye, İzmire doğru giden bir güzergahtı. Vaktimiz olsaydı Ege turu adıyla uzun bir tur yapacaktık ancak bu haliyle Çanakkale ve Balıkesir'i kapsayan Kuzey Ege turu oldu. Kabaca rotamız Gelibolu yarımadası, Çanakkale, Geyikli, Bozcaada, Dalyan Köyü, Behramkale (Assos), Küçükkuyu, Altınoluk, Akçay, Burhaniye, Ayvalık ve Cunda Adası şeklinde oldu.

Çanakkale'den başlama sebebimiz de Gelibolu yarımadasını görmek ve ilin hem tarihi hem coğrafi güzelliklerinden faydalanmaktı. Vakit olsa Çanakkale sindire sindire gezilecek; sahilinde balık yenilecek; Truva, Alexandria Troas ve Gelibolu gibi tarihi yerleri görülecek; Gökçeada'da Rumlarla çay içilip Bozcaada'da bağbozumuna katılınacak; birbirinden güzel plajlarında yüzülecek; Küçükkuyu'da Zeus Altarı'na çıkılacak; Kaz Dağları'nda yürünecek, Ezine'de peynir yenecek, Ayazma'da piknik yapılacak bir il. Arayan daha neler bulur. Ben çok severim, bu yaşımda çeşitli sebeplerle dört defa gitme fırsatı yakaladım, fırsat buldukça yine gitmek istiyorum.


Bisikletleri otobüslere koyarak Çanakkale'ye vardığımız günün sabahında feribotla Kilitbahir'e geçerek yarımadayı dolaştık. Bölge, savaş alanları olması dolayısıyla koruma altında ve bir tarihi milli park. Pek çok şehitlik ve anıtla karşılaşıyorsunuz. Seddülbahir ve Anzak Koyu gibi meşhur yerlerin dışında da çatışmaların yaşandığı pek çok alan var. Gitmeden önce biraz bilgi sahibi olmanız açısından Tolga Örnek'in Gelibolu belgeselini izleyebilir veya Çanakkale Çimenlik Kalesi'ndeki müzeyi gezebilirsiniz. Tarih hakkında da biraz bilgi sahibi olmak o bölgeyi gezerken çıkartma ve çatışmaları gözünüzde canlandırmanızı sağlayacak, size farklı zevkler verecektir. Milliyetçi görüşe sahipseniz etkilenirsiniz ama salt o şekilde gitmeyin, önceden biraz öğrenin.

Şehitler Abidesi
Yarımada bisikletle dolaşmak için çok uygun, özellikle deniz kenarında olan yollar harika. Turistik bölge olduğu için dibinizden geçen pek çok tur otobüsü rahatsız edici olabiliyor ancak onların dışında yoğun trafiği olmayan ve yolları düzgün bir yer. Gökçeada feribotlarının kalktığı Kabatepe iskelesinin yanındaki Kabatepe Orman Kampı süper bir yer. Yazın çadır ya da karavanlarıyla gelen grupların uzun süre kalabildiği bu yerin hem denizi hem de kamp alanı çok güzel. Duş tuvalet biraz pisti ama sezon dışı olmasına yorduk. Parsel başı 16 lira fiyatı vardı ve bir parsele bizim 2 çadırımız sığıyordu. Bu ücrete laveten elektrik isterseniz 5, buzdolabı isterseniz 5 lira daha ekleniyor. Kamplı gecelemelerin yanında günübirlik kullanıma açık plaj tesisleri de bulunmakta. Çok güzel bir yer, tavsiye ederim.

Kabatepe Limanı. Güneş sağda Semadirek Adası arkasından batarken, solda Gökçeada görünüyor.
Kabatepe sahili
Gökçeada'ya geçmedik, ancak oraya hem Kabatepe'den hem de Çanakkale merkezden feribotla ulaşmak mümkün. Eceabat'tan feribotla Çanakkale'ye geçerek İzmir yolundan güneye devam ettik. Üniversitenin Dardanos Kampüsü ve Kepez üzerinden Truva'ya doğru yol aldık. Bu yolda bölünmüş yol çalışmaları yer yer başlamış, ancak Çanakkale iktidara oy vermediği için biraz geri kalmış. Bu seçimde belki hakettikleri(!) hizmeti alacaklar. Bu İzmir yolu bisikletliler için kabus gibi. Tek şeritli yolun daracık banketinde, yer yer uçurum kenarından sürüyorsunuz ve çoğunlukla yokuş çıkıyorsunuz. Bir metre solunuzdan geçen kamyonların hem gürültüsü, hem rüzgarı hem de egsozu adamı çok rahatsız ediyor. Truva'ya girmeyip Geyikli'ye devam ettik. Truva'yı ben bir önceki gelişimde görmüştüm, meraklı olanlara bilen biri eşliğinde gezmelerini tavsiye ederim. Truva o zamanın dilinde güzel duvar demekmiş ve güzel duvarın anlamını hem Truva'nın, hem de bölgenin diğer antik kentlerinin duvar örgülerinde görüyorsunuz.

Alexandria Troas
Truva
Geyikli, Eyvah Eyvah filmlerinin çekildiği yer ve şirin bir belde. Biz girişinden şöyle bir geçip Geyikli İskelesine doğru devam ettik. Buradan tam karşıdaki Bozcaadaya feribot seferleri düzenleniyor.

Bozcaada
Adanın merkezi iskelenin bulunduğu doğu kıyısında, ancak güney kıyısında muhteşem plajların olduğu Ayazma'ya da gitmenizi öneririm. Burada pek çok balık restoranı bulunuyor fakat fiyatlar turist ayarında. Biz burada bungalovları da olan çok güzel bir kamp alanında kaldık. Reklam olacak ama Ada Camping süper bir yer, sahip ve çalışanları da çok iyi. Ayazma tarafına gidip gelirken adanın yerleşim olan büyük kısmını görüyorsunuz zaten, diğer taraflarda da denize girilecek Akvaryum Koyu gibi ıssız yerler bulunabiliyor.


Ayazma

Bozcaada kampı
Adada geçirdiğimiz günün akşamında Geyikli iskelesinden güneye, sahil yolundan ilerlemeye başladık ve 5-6 km sonra Dalyan Köyü girişindeki bir kampingde geceledik (Çamlık Camping). Burası yol boyunca uzun bir mesafede bulabileceğiniz tek legal kamp alanı. Yakınında karşılaştığımız bisikletli bir çift de başka yok diyerek bize orayı önerdiler. Buradaki kamp manzaramız Bozcaada arkasından batan güneşti, hava kararırken denize girdik.

Dalyan kampı
Dalyan sonra Alexandria Troas'a uğrayarak günboyu uzun bir yolculukla Assos'a vardık. Yol üstünde çok güzel sahilleri olan Tavaklı İskelesi benim dikkatimi çekti. Yol, Gülpınar'a kadar nispeten rahat, ancak Gülpınar-Assos arası oldukça zorluydu. Assos da görülmesi gereken antik yerleşimlerden, tepedeki tapınak kalıntılarında muhteşem bir manzara var. Eteklerindeki Behramkale yerleşimi de bir örnek taş evleriyle şirin ve karakterli bir köy. Ayrıca Gülpınar-Assos arasındaki Bademli, Balabanlı ve Bektaş gibi köyler de Behramkale gibi yörenin sivil mimarisini yansıtan örnek evlere sahip.

Tavaklı İskelesi

Küçükkuyu kampı
Assos'tan sonra sahil yolundan Küçükkuyu istikametinde devam ettik. Hemen inişteki Kadırga sahili çok güzel ve burada otel, pansiyon ve kamping bulmak mümkün, yiyecek olanakları da var. Biz Küçükkuyu'ya devam ederek (25 km) çıkışında bir kampta kaldık (Coşkun Camping). Sahipleri oldukça samimi ve yardımsever bir çiftti. Kadırga-Küçükkuyu arasında deniz kıyısında çok sayıda pansiyon ve kamp alanı var, bu yoldan geçecekseniz Küçükkuyu'ya varmadan bir yer bulup kalmaya çalışın, zira oradan sonra yerleşimler sıklaşıyor ve otellerden dolayı kampingler azalıyor. Ancak çoğunlukla deniz kıyısında güzel bir yol burası. Yol üstünde Altınoluk, Güre, Akçay, Zeytinli gibi yerleşimlerin çok güzel plajları var.

Akçay
Ören
Akçay'dan Edremit'e gitmeden Burhaniye'ye çıkan bir sahil yolu var. Burhaniye'nin içinden geçmiyor ama Ören'e gidiyor. Ören de çok güzel plajları olan bir yer. Turistlere yönelik ufak bir pazarı ve Ayvalık tostları yapan büfeleri var. Ören'de kamping de bulabilirsiniz. Biz İzmir asfaltına çıkmadan sahil yolundan Pelitköy'e devam ettik. Pelitköy yazlık sitelerin çoğunlukta olduğu ama güzel bir sahili olan ufak bir yerleşim. Ancak ondan sonra bu yol çok zorlaşıyor ve dik rampalar başlıyor. Bize yol üzerinde kamping var dedikleri için devam ettik ama bulamadık. En sonunda Karaağaç'a yakın bir yerden İzmir yoluna çıktık ve Karaağaç'a ulaştık. Karaağaç sahili özel sitelerde kaplanmış bir bölge olduğu için pansiyon ya da kamping yok, ancak biz hava kararmak üzere oraya vardığımızdan ve biraz da çaresiz olduğumuzdan bir kafe önünde çadır kurmamıza izin verdiler, hatta hoş karşılayıp iyi de ağırladılar. Bünül sitesi önü diye tarif ettikleri bu alanda deniz çok güzeldi, duşlar vardı ve insanlar akşamları piknik yapmaya geliyorlardı. Sapa bir yer olduğu için yolunuz düşeceğini sanmam ama olur da giderseniz Efecan Beach Club çalışanlarına selamımı söyleyin. Yol üstünde de bizi oraya yönlendiren Erol Abinin mekanı Yakamoz'da balık yiyin.

Karaağaç sahili
Karaağaç sonrası Gömeç üzerinden sıkıcı bir yolculukla Ayvalık'a geliniyor. Gömeç benim için Kayahan'la özdeşleşmiş bir yer, içinden geçerken acaba üstadı bakkala giderken falan görür müyüz diye bakındım ama olmadı. Nerede bilmiyorum ama kendisinin Gönül Köşkü'nü de göremedik, denize doğru inerken olmalı.


Ayvalık'ta haziran ortası doluya yakalandığımız için yolculuğumuzu sonlandırmaya karar verdik. Ayvalık merkezi eh idare eder ama Cunda Adası muhteşem. Mutlaka görün. Biz bisikletlerle sokaklarında rahat dolaşamadık ama siz tarihi Rum evleri arasında kaybolun. Sokak arasında karavanında ahşap hediyelikler yapan, ODTÜ Sosyoloji mezunu abladan kedili magnetler alın. Tepede bir şapel ve yel değirmeninin restore edilmesiyle yapılmış Rahmi M. Koç Müzesi Kitaplığı'ndan manzarayı izleyin, içini sakın de boş geçmeyin.


 


Tanıştıklarımız

Bizim yolda gördüğümüz en ilgi çekici şey yabancıların bizden çok gezmesiydi. Gelibolu'daki şehitlikleri dolaşan yerli turistlerin dışında her yerde yabancılarla karşılaştık. Özellikle karavanla gezen Alman sayısı hayli fazlaydı. Yolda birkaç kere geçişirken selamlaştığımız karavanlı Alman çiftle feribotta konuşma fırsatı bulduk ve öğrendik ki bütün Avrupa'yı bu şekilde dolaşmışlar, Türkiye'den sonra Balkanlar üzerinden eve döneceklermiş, birkaç ayları daha varmış:)

Bozcaada feribotunda da Çek Cumhuriyeti'nden genç doktor Martin'le çok şey paylaştık. 15 günlük tatilini tek başına Türkiye'de geçiren ve buraya aşık olan Martin'in izlenimlerini dinledik ve meraklı sorularını yanıtlamaya çalıştık. Ertesi gün plajda yanımıza Amerikalı bir arkadaşıyla geldi ve onlarla yine güzel vakit geçirdik.

Megan ve Martin ile
Bize en ilginç gelen şey de 1,5 yıldır yollarda olan ve bisikletle Avrupa'yı geçerek Türkiye'ye gelen Portekizli çiftti. Portekiz'den başlayan ve Akdeniz kıyısı boyunca ilerleyen bu çift kimi yerlerde uzun süre kalark çalışıyor, para biriktiriyor ve sonra yollarına devam ediyorlarmış. Önce İstanbul'a gidip bir süre kalacaklarmış, sonra da büyük hedef Finlandiya'ymış. Hiç kampinglerde kalmıyor ormanda yatıyorlarmış, zaten öyle olmasa para dayanmaz. Bize de taktikler verdiler bu konuda. Çok sevimlilerdi, sanki onlar bu ülkedenmiş de biz yabancıymışız gibi evsahibi havasında karşıladılar bizi. Hatta kamping gösterip gidin şurda kalın bile dediler. Gezgin dayanışması işte. Ne yazık ki bir fotoğrafları dışında kendilerinden kalan hiçbir şey yok, blog, facebook ya da mail almayı akıl edemedim. Eğer tanıyan bilen varsa ulaşabileceğimiz bir bağlantı verirse çok sevinirim.



Bir diğer bisikletçi çiftle de Assos yolunda Balabanlı köyü içerisinde karşılaştık. Bize uzaylı görmüş gibi bakan köylülerin karşı yönden gelen iki bisikletçi daha görmeleri şaşılacak işti doğrusu. Bu çift memleketleri Toulouse'dan 2 Nisan'da yola çıkmışlar, İtalya ve Yunanistan'dan sonra feribotla Çeşme'ye gelmişler. 6 ay daha yolda olmayı planlıyorlarmış. Portekizlilere göre yükleri daha çok, bisikletleri de daha yeniydi. Onların fotoğrafını çekemedik ama bloglarını almayı akıl ettik. Yine de bozuk Fransızca yazıdan adresi çözüp sitelerine giremedim, kusura bakmasınlar. İsimleri Alixia ve Julien'di, onlarla da karşılaşan olursa bizi hatırlatabilirler. Ayvalık girişinde de karşı yönde aralıklı olarak 2 bisikletli çift daha gördük, ancak onlar alışkın olacaklar ki bizi pek sallamadılar:)

İstanbul'dan araç kiralayıp bir hafta İzmir'e kadar gezecek olan, kendi aralarında Almanca konuşan fakat ikisi de Alman olmayan (biri Fransız biri Belçikalı) gençle de Dalyan'da çadır komşuluğu yaptık. Düşündüm acaba elin adamları buraya gelip araba kiralıyor da biz neden kendi ülkemizde böyle karış karış gezmiyoruz diye.

Yöre halkından genelde ilk bakışta şaşkın tepkiler alsak da konuştukça iyi ilişkiler kurduk. Tavaklı'da bize kahvaltı hazırlayan market sahibi teyzeyi, kahveye davet edip çay ısmarlayan Pınarbaşı muhtarını ve Karaağaç sahilinde bizi çok iyi karşılayan Mehmet Abi ve çalışanları Ünsal, Osman, Hüseyin'i, unutamayız. Hava kararmaktayken hala kamp yeri bulamama telaşımızda bize yardımcı olan Erol Abi'yi, Pelitköy'ün tepesinde içtiğimiz sodadan para almayan Ankaralı bakkalı, Şehitler Abide'sinde bize rehberlik yapan ve yol tarif eden emekli komutanı da... Sağolsunlar. Geçtiğimiz pek çok yerde kahvehanelerden çay daveti aldık ama vakit darlığından duramadık, onlar da borçlarımız olsun.

Karaağaç sahilinde evsahiplerimiz

Sonuç

Sonuçtan önce şunu da belirtmem lazım ki yol bilançosu 8 kirpi, 3 büyük yılan ve 2 kedi. Bunlar yol boyunca saydığımız, ezilerek ölen canlılar. Bir de görmediklerimiz var tabi.Yolda ne işiniz vardı diye onlara mı sormalı acaba, yoksa onların yolunda ne işimiz var diye kendimize mi?

Bir de söylemeden geçemeyeceğim, daha temmuz ağustos sıcakları başlamamış olmasına rağmen güneş çok yakıcıydı. Belki benim gibi Karadeniz çocuğuna fazla geldi bilemem ama önleminizi alın, özellikle ense ve kulakları kapatmaya çalışın. Bacak, baldırlar ve kolları da mutlaka kremleyin. Bol bol su alın diye söylemeye gerek duymuyorum, çok su kaybedeceksiniz.

Neyse, sonuç olarak yine uzun bir yazı oldu ama, amacım kendi ülkemizin de karış karış gezilmeye değer olduğunu göstermeye çalışmaktı. Bu sadece haritanın batı ucunu kaplayan çok küçük bir kesit hem, bunun kat kat fazlası var. Bisikletle gezmemiz de yolun tüm güzelliklerini (ve çirkinliklerini), çiçek kokularını, deniz rüzgarını, insanlarını daha yakından tanımamızı sağladı. Tur otobüsü ya da arabayla gezseydik bu kadar insanla tanışamazdık.

Pek vaktimiz yoktu ama güzel bir tur geçirdik, keşke daha uzun yapabilseydik. Siz de böyle yurdu karış karış, adım adım gezmek, tanımak istiyorsanız, bizim gibi bir köşesinden başlayın, devamı gelecektir.

3 yorum:

  1. Uğurcan pedalınıza sağlık, çok güzel bir rota ve aydınlatıcı, ilham verici bir yazı olmuş. Memleket gülistana dönmüş bozkırda hala güz yağmurları. Dalyan kampının manzarası da ayrıca davetkar.

    YanıtlaSil
  2. MERHABA KUZEY EGEYİ TANITAN BİR İNTERNET SİTEMİZ VAR..YAZINIZ ÇOK KEYİFLİ.SİTEMİZİN FACEBOOK SAYFASINDA PAYLAŞIYORUZ..İNCELERSİNİZ BELKİ...

    YanıtlaSil
  3. Merhaba cesaretinizden dlayı tebrikler 40 yaşına geldim ben de planlıyorum bir bisiklet turu ya da araba turu yazınız ilham verici gezmeye devam edin amA?

    YanıtlaSil

 
Free Hit Counter