31 Mart 2011 Perşembe

Berlin



Uzun zamandır aklımdaydı Berlin, fakat engin bir deniz olan bu şehir hakkındaki bilgilerimi yetersiz gördüğümden yazmaya cesaret edememiştim. Geçenlerde Çağatay Yolda programında Berlin'le ilgili bölümü izlediğimde, 2009'da gördüğüm ve çok sevdiğim bu şehir hakkındaki notlarımı paylaşmak istedim. 

Evet Berlin'i çok sevmiştim; hatta ilk zamanlarda bana özel sanmıştım, benim sevgilimdi Berlin. Ancak anladım ki tüm dünya üzerinde binlerce kişiyle paylaşmam gereken bir aşkmış bu. Pek çok  insanın en sevdiği kenttir Berlin. Cengiz Çandar da 'Benim Şehirlerim' kitabının en başına koymuştu onu (okumanızı tavsiye ederim). Peki neden böyle, nereden geliyor bu sevgi? Yüz yıldır kafasını acılardan kaldıramamış, savaşta yerle yeksan olmuş, tam iyileştim derken ikiye bölünmüş, birleştikten sonra yeni yeni toparlanmaya başlayan bu şehri neden seviyoruz? İşte tam da bu yüzden, bu tarihten ve acılardan dolayı seviyoruz. Önce Nazi dönemi, Yahudi soykırımı (Holocaust), peşinden İkinci Dünya Savaşı, sonraysa Berlin duvarı ve bu duvarın böldüğü hayatlar, pek çok insanın merakını cezbetmekte. Üstelik bunlar son yüzyılda cereyan ettiği için de hakkında görece fazla bilgi sahibi olduğumuz, fotoğraf ve videolardan izleyebildiğimiz olaylar. Hatta duvarın yıkılışını naklen izledi insanlar. İnternette bu duvarı aşmaya çalışırken sönen hayatların belgeselleri dolaşmakta. Bir de şu an pek çoğumuzun yersiz ön yargılarla dolu olduğu bir komünist düzen hüküm sürdü bu şehrin bir yarısında. Bu hayatı görebilmek, o zamandan kalma binaları, taşıtları, hatta insanları gözlemleyebilmek, onların hikayelerini duyabilmek çok ilgi çekici. İşte bu yüzden bir hikayeler şehridir Berlin, dinlemeyi bilenin her köşebaşında hissedebileceği hikayeler.

Gitmeyi düşünenlere öncelikle bu tarih hakkında biraz bilgi sahibi olmalarını tavsiye ederim, olmazsa da çok sorun değil, çünkü her yerde aydınlatıcı panolar ve yazılar bulmak mümkün. Good-Bye Lenin filmini özellikle izleyin, bunun dışında Berlin'de çekilmiş ve Doğu-Batı ayrımını anlatan pek çok film bulunuyor (Herr Lehmann, Drei Stern Rot gibi). Ayrıca bir tavsiyem de 'Escape from GDR' belgeselini izlemeniz, Youtube'da 6 bölüm halinde bulunuyor. Bunlar size Berlin hakkında fikirler vereceği gibi oradan alacağınız zevki de arttıracaktır. 

Öncelikle şu duvar mevzusunu biraz anlatmaya çalışayım. İkinci Dünya Savaşı Sonrası ülke Batı'da Amerikan güdümlü Federal Almanya ve Doğu'da da Rusya güdümlü Demokratik Almanya (DDR / GDR ing.) olarak ikiye bölünmüştü ve bu iki ülke başkent Berlin'i paylaşamamıştı. Bir anlaşmayla Berlin de ikiye bölündü ve doğu kısmı DDR'nin başkenti oldu. Batısı ise Fransa, İngiltere ve Amerika tarafından yönetilen üç farklı sektöre ayrılarak Batı Almanya'ya bırakıldı. 1950'lerde kapitalizmi arkasına alarak süratli bir büyümeye giden Batı Almanya'ya doğudan inanılmaz bir göç başladı. Doğu Almanya içerisinde bir ada gibi olan Batı Berlin'e ise havadan yardım yağıyordu. Bu göçlerin bir kısmı diğer doğu bloku ülkeleri üzerinden dolaşarak olurken, bir kısmı da Berlin içindeki sınır hattı ve toplu taşıma ağı vasıtasıyla oluyordu. Tabi bu göçü farkeden DDR yetkilileri bir önlem almaya kalkıştı ve 1961'de Batı Berlin'i tamamıyla çevreleyen bir duvar ördü. Yani bu duvar sanıldığı gibi Doğu ile Batı Almanya'yı ayıran bir sınır değil, doğu halkının batı Berlin'e kaçışını engellemek için yapılmış bir önlemdi. Fiziksel olarak Batı Berlin hapsedilmiş gibi görünse de bu duvarla batı dünyasına iyice kapanmış DDR kendi kendini hapsetmiş oldu. Duvarın doğu kısmına belli bir mesafeye kadar yaklaşmak yasaktı ve gözetleme kuleleriyle sıkı bir güvenlik sağlanıyordu. Batıda ise böyle bir koruma yoktu, insanlar duvarın dibine kadar gidip karşı tarafa elma, sigara vs. atıyorlardı. Duvarı yazılarla ve grafitilerle doldurmuşlardı. Doğuluların sınırı geçmesi yasak olduğu halde batılılar doğuya pasaportlarıyla geçerek gezebiliyorlardı, hatta çıkışta free shop'ları bile vardı. Duvar varken de bu göçler devam etti fakat doğudaki yoğun güvenlik önlemleri nedeniyle 100'den fazla insan sınırda vurularak öldürüldü. Bu kaçışlardan bahseden Escape from GDR belgeselini yukarıda yazmıştım. Duvar hattı boyunca bu ölümler için dikilen bazı anıtlar da bulunmakta. Şu an Berlin'in en turistik noktalarından Checkpoint Charlie Amerikan sektörüne giriş kapısıydı ve ölümlerin çoğu burada gerçekleşti. 

Filmlerde ve belgesellerde izlediğimiz duvarın yıkılışı ise aslında biraz komik gerçekleşti. Artık kaçışların son raddeye geldiği ve halkın doğu yönetimine tepkilerin arttığı 1989'da karşılıklı görüşmeler sonrası doğu Berlinlilerin de batıya geçebilmesine izin verilmesi konusunda belli bir mesafe alınmıştı. Tatilinin dönüşünde televizyona çıkarılıp bu kararı okumak zorunda kalan bir DDR sözcüsü, basının soruları üzerine bu kararın hemen yürürlüğe gireceğini sandığını söyledi. Bu açıklamayı televizyondan izleyip yüreği hoplayan pek çok doğulu sınır kapılarına hücüm ederek karşıya geçmeye çalıştılar. Önce izin vermeyen polisler de bu hücuma karşı duramadılar ve iki ülkenin sınırı bu şekilde açılmış oldu. O gece duvar etrafında hem doğulular hem batılılar kol kola eğlendiler ve bütün dünyaya ibretlik görüntüler yaydılar. Hemen o gece duvarın parçaları bizzat halk tarafından dozerlerle sökülmeye başlandı. Kısa bir süre sonra da Doğu Almanya yıkılarak iki ülke Federal Almanya çatısında birleşti. Bonn'daki başkent de 90'larda Berlin'e taşındı. 

Birleşti de daha mı iyi oldu, hala tartışılıyor. Doğu Almanya sosyal devletinin sağlık ve eğitim sistemini özleyenler de çoğunlukta. Almanca bilenleriniz doğudaki barlarda içen amcalarla bu konuda konuşabilirler. Bir de şöyle bir durum var ki, Che figürünün kapitalizmin oyuncağı olması gibi Doğu Alman yaşamı da turistik amaçlarla çok kullanılıyor, Berlinliler de bundan para kazanmasını iyi biliyor. Doğu Alman otomobili Trabant'larla safariler düzenleyenlerden tutun da trafik lambalarındaki adam figürü Ampelmann temalı hediyeliklere kadar pek çok şey turistlerin beğenisine sunulmuş durumda. Checkpoint Charlie'de pasaportunuza DDR giriş damgası bastırabiliyorsunuz. İnsanın hoşuna giden şeyler bunlar, ama arka planı biraz kafa bulandırıyor. Bir yandan da bunların ilgi çekmesi iyiye mi işaret diye de düşünmüyor değilim. 

Bir de Berlin'i gezerken göz önünde tutulacak bir husus daha var. O kadar tarihten bahsediyoruz ama şehirdeki binaların çoğu yeni sayılır, en azından İkinci Dünya Savaşı'ndan daha gençler. Savaşta harap oldukları için çoğu binayı yeniden yaptılar ve gördüğümüz tarihi binalar eskilerin ya tamamen yeniden yapılmış ya da bir kısmı yenilenmiş halleri. Yine de tek tük korunmuş yapılar var.

Neyse tarihi bir kenara bırakalım, gezginler için kısa bir gezi planı çıkaralım. Ulaşımdan başlarsak, Berlin müthiş bir toplu taşıma ağına sahip. A, B, C olarak üçe ayrılmış bir ulaşım şeması var, bilet alırken kullanacağınız bölgelere göre para ödüyorsunuz. Pek dışına çıkma gereği duymayacağınız A bölgesi bir S-Bahn (tren) hattıyla çevrelenmiş durumda ve içeride de doğu batı yönünde geçen ve ana istasyonla (Hauptbahnhof) Alexanderplatz, Friedrichstrasse, Zoologischer Garten gibi ana mekanlar üzerinde bulunan bir hat daha var. Bunların yanında da geniş bir metro ağıyla, komünist dönem hediyesi olarak sadece doğuda bulunan bir tramvay hattı var. S-Bahn hatlarıyla hem Tegel hem Schönefeld havaalanlarına rahatça ulaşılabiliyor. Eğer uçakla gidecekseniz ikisini de kullanabilirsiniz. Schönefeld doğuda bulunan ve Tegel'e göre daha küçük bir havaalanı. Bizim Pegasus'la Germanwings ve Ryanair gibi 'budget' havayolları da genelde burayı kullanıyor. Ana tren istasyonu Berlin Hauptbahnhof, Mega Yapılar gibi belgesellerde inşaası anlatılan çok güzel bir bina. Aslında aynı hat üzerinde bulunan Alexanderplatz gibi daha merkezi istasyonlar varken Hauptbahnhof'u pek kullanma gereği duymayacaksınız ama yine de gidip görülebilir. 

Kalacak yer için ulaşım sıkıntısı olmayacağından haritada görülen her yer uygundur. Ben merkezi yerlere uzak kalmamak ve yürüyerek dolaşabilmek için merkezdeki Mitte semtini tercih etmiştim ve çok memnun kalmıştım ancak eğlence ve gece hayatına katılmak istiyorsanız doğudaki hosteller, özellikle Ostbahnhof çevresi tavsiye ediliyor. Berlin dünyanın en turistik şehirlerinden ve sırt çantalı gezginlerin de baş rotalarından olduğu için çok sayıda hostel bulunabiliyor ve fiyatlar da hakikaten çok ucuz, arayan 3-5 euroya dahi bulabiliyor. Ben ilk seferimde Mitte'deki bir hostelin çatı katındaki koğuşta 12 euroya, ikinci seferimde de doğudaki Landsberger Allee'de Generator Hostel'de 10 euroya 4 kişilik odada kalmıştım, kahvaltılar dahil. Avrupa için gayet uygun fiyatlar. Bu Generator Hostel, Londra gibi farklı şehirlerde de olan bir hosteller zinciri ve çok odası olduğu için fiyatlar uygun, ayrıca temiz, büyük bir barı ve sürekli partileri var, kahvaltısı süper, tavsiye edebilirim. Otel tercih edenler için de agoda.com iyi alternatifler sunuyor.

Berliner Dom
Alexanderplatz  Doğu Berlin'in merkezi. Bu meydanda dünya saatlerini gösteren bir heykel -nedense- çok meşhur. Meydan etrafında aradığınız her şeyi bulabilirsiniz. Doğuya giden tramvayların başlangıç noktası. Belli zamanlarda pazarlar, panayırlar ve eğlence yerleri kuruluyor meydanda, çok şenlikli bir yer. Yakındaki Alexa adlı alışveriş merkezinin içinde Turist info bürosu var. Ayrıca şehrin simgelerinden olan fakat diğer Alman tv kulelerinden bir farkı olmayan Fernsehturm'un tepesine 7-8 euro civarı bir ücret karşılığı çıkıp Berlin'e tepeden bakabilirsiniz. Ben çıkmadım ama ilginç olabilir, doğunun sosyal konut bloklarından oluşan kentsel dokusunu gözlemek için çıkmalıydım diye düşünüyorum. Ancak kapalı havalarda çıkmayın. Buradan Karl-Liebknecht Strasse boyunca yürürseniz bir süre sonra müze adası ve ünlü kilise Berliner Dom'un bulunduğu alana geliyorsunuz. Müze adasını sakın es geçmeyin. Özellikle Pergamon Museum yani Bergama Müzesi. Müzeye adını Bergama'dan getirilerek yeniden inşa edilmiş kocaman Zeus altarı veriyor. Ancak bunun yanında Milet şehrinin kapısı, Babil'in 12 metre yüksekliğindeki mavi tuğlalı ve hayvan figürlü  İştar kapısı, Ürdün'ün önemli yapılarından Mshatta sarayının cephe parçası ve Konya'dan getirilmiş bir Selçuklu camisinin çini mihrabı da sergilenmekte. Bu müzede Türkçe audio-guide da veriliyor. Adada bulunan diğer müzelerde de yine Alman arkeologların dünyanın çeşitli yerlerinden çıkardıkları eserler bulunmakta. Ayrıca Nefertiti büstü de Mısır müzesinde, görülmeye değer. Bu müzelere giriş için ayrı bilet almaktansa tüm müzeleri kapsayan günlük bilet alırsanız hem daha ucuza gelir hem de hepsini görmüş olursunuz. Bode-Museum Alman resim koleksiyonunu barındırıyor ancak çok ilgi çekici olduğunu söyleyemem. Buranın yakınlarında nehir kıyısında DDR Museum var, onu da doğu Alman yaşamını görmek için ziyaret edebilirsiniz.




Müzelerden bahsetmişken pek bilinmeyen bir duvar müzesini de tavsiye edeyim, Nordbahnhof yakınındaki Berlin Duvarı Müzesi. Burada da duvar kalıntılarıyla beraber sınırı geçmeye çalışırken öldürülen insanlarla ilgili anıtlar var. Biraz daha kuzeyinde de duvarla ilgili Mauer Park bulunuyor.  Ostbahnhof tarafında Spree Nehri kıyısında sağlam kalan duvarlar ise sokak sanatçılarına verilmiş ve bu alan East Side Gallery adıyla sergileniyor. Duvarla ilgili daha kapsamlı bilgiler için de Checkpoint Charlie Müzesini tavsiye edebilirim. Ben pahalı bulup girmemiştim ama meydandaki panolarda hem tarihi bilgileri okuyabilir hem de fotoğraflara bakabilirsiniz. Müzenin çok iyi olduğunu da duydum bu arada. Etrafta bazı standlarda çakmak, rozet ya da şapka gibi bazı doğu Alman eşyaları satılıyor. Asker üniformalı ve neredeyse her dilde konuşabilen bir adam da pasaportlara DDR giriş damgası basıyordu, hala var mı bilmiyorum. Buranın yakınında Trabant araçlarının bulunduğu ufak bir park var, buradan Trabant kiralayıp kullanabiliyorsunuz. Checkpoint Charlie'nin batısında da Topographie des Terrors denilen bir arşiv binası ve açık hava müzesi bulunuyor. Burada Nazi Almanya'sının baskı ve zulümlerini inceleyebilirsiniz.




Ihlamurlar altında caddesi Unter den Linden ve kesiştiği Friedrichstrasse üzerinde keyifli yürüyüşler yapabilirsiniz. Şehrin diğer simgeleri Brandenburger Tor ve parlemento binası Reichstag, Unter den Linden'in sonunda, Tiergarten'in girişinde. Reichstag binasının şeffaf kubbesine ücretsiz ama sıra bekleyerek çıkabilirsiniz, bence gidin görün, manzara da idare eder. 
Brandenburger Tor

Reichstag
Tiergarten, şehrin orta yerinde geniş bir alan kaplayan yemyeşil bir park. Burası kıtlık zamanında halkın yakacak olarak ağaçlarını kestiği ve sebze yetiştirdiği tarlalara dönüşmüş bir yermiş, fakat şu an bazı yerleri doğal orman olan bir park. Hatta bir akşam parkın yol kenarı bir yerinde tilki görmüştüm, o kadar yani. Parkın batı ucunda da Alexanderplatz'a karşılık Batı Berlin'in merkezi sayılabilecek Zoologischer Garten bölgesi var. Burada adından da anlaşılacağı üzere meşhur Berlin hayvanat bahçesi bulunuyor. Yakınında da yine meşhur Gedächtniskirche var. Bu kilisenin yarısı yıkık durumda ama yanına ona ithafen yeni ve ilginç bir kilise yapılmış. Etrafında ucuz hediyelikçiler ve kartpostalcılar bulunuyor. Burası aynı zamanda Berlin'in en popüler caddelerinden Kurfürstendamm ya da kısaca Ku'damm.



Gedächtniskirche
Ben yine de doğu kısmında dolaşmaktan daha fazla zevk almıştım. Mitte ve East Central semtleri keyifle dolaşabileceğiniz mekanlar. Müze adasının arkasında bir antika ve ikinci el pazarı kuruluyor, rastlarsanız bakmakta fayda var, orada da doğu Alman eşyaları bulabilirsiniz. Hackescher Markt çok güzel kafelerle donatılmış, akşam üstleri canlı müziklerle eğlenceli bir mekana dönüşüyor. Friedrichstr. istasyonunun altında güzel publar var. Biraz kuzeydeki Oranienburger strasse üzerinde de barlar ve gece kulüpleri var. Ancak gece hayatının kralının daha doğuda olduğu söyleniyor. Ostbahnhof ve Strasse de Pariser Kommune çevrelerine bir göz atmak lazım. Ekşisözlükte Berlin'in gece hayatıyla ilgili güzel ve uzun yazılar yazan bir arkadaş var, onlara bakın gidecekseniz. Gece olmasa da gündüz yine bu mahallelerde gezmek çok zevkli. Karl-Marks Allee, Frankfurter Tor çevresi, daha kuzeyde Friedrichshain ve Volkspark Friedrichshain gibi yerler doğu Berlin havası koklamak için yürünmeli.


Unter den Linden
Friedrichstrasse
Alexander Strasse üzerinde sosyal konutlar
Potsdamer Platz ise 1990'larda yeniden inşa edilmeye başlanmış bir meydandır ve modern binalardan oluşan komple bir kentsel alan tasarımıdır. 19. yüzyılda şehrin şık bir merkezi olan bu meydan savaşlarda yıkılmış ve daha sonra da Berlin Duvarı'nın dibinde kaldığı için atıl vaziyette bırakılmış bir alandı. Berlin tekrar başkent olunca Renzo Piano ve Helmut Jahn gibi mimarların tasarımlarıyla yeni bir düzenleme yapıldı ve büyük paralar döküldü. Sonucunda tekrar eski popülaritesini kazanmış bir meydan oluşturuldu. 




Potsdamer Platz ve Brandenburger Tor arasında bir noktada Yahudi soykırımı anısına yapılmış Holocaust Memorial bulunmakta. Mezar taşlarını andıran yapılarla dolu bu alanda dolaşmak da değişik tecrübeler verebiliyor insana. Yahudi Müzesi Jewish Museum da ilginç mimarisiyle olduğu kadar ilginç koleksiyonlarıyla da dikkat çekiyor.


Holocaust Memorial


Bir tavsiye de mimarlara: Le Corbusier'in Marsilya'daki Unite d'Habitation binasının bir benzeri de Berlin'de Le Corbusier Haus adıyla bulunuyor. İçerisinde devam eden bir yaşam var ama etrafı rahatsız etmemek koşuluyla girip koridorlarında dolaşabilirsiniz. Ancak müze gibi bir yeri yok ve terasa da çıkılmıyor. Yine de yaşayan birileriyle irtibat kurabilirseniz belki sizi gezdirirler. Olimpiyat stadının yakınında bulunuyor. 1936 Berlin Olimpiyatlarının yapıldığı stadyum Nazi dönemi yapısı ve gezilebiliyor.


Le Corbusier Haus


Türk mahallesi ya da küçük İstanbul Kreuzberg ise biraz güneyde, duvarın dibinde bulunuyor. Almanya'nın tek gecekondusu da bu semtte duvar dibinde bir Türk tarafından yapılmış ve bildiğim kadarıyla statüsü bir türlü belirlenemediği için hala ayakta.

Çok uzun yazdım, yine de Berlin anlatarak bitirilecek bir şehir değil, gerisi sizin keşfetmenize kalmış. Hem Türkiye'den geliş kolay, hem ucuz hem de eğlenceli bir kent. İlk defa yurtdışına çıkacak gençler için iyi bir seçenek bence. Gezenlerin de eminim pek çoğu yeniden gelmek için can atıyorlardır. Umarım bu yazı gitmek isteyenleri motive eder, gidecek olanlara da yardımcı olur. 

5 yorum:

  1. muhteşem bir plan, uymaya gayret edeceğim kasım ayında:)
    elinize, emeğinize ve ruhunuza sağlık...

    YanıtlaSil
  2. Harika bir yazi olmus. Paylasim icin tskler

    YanıtlaSil
  3. Değerlendirmeniz nette bulduğum en güzeli, elinize sağlık :) Ayrıca,

    Tv kulesi 13 euro,taksi fiyatları da oldukça ucuz. Alexanderplatz,Berliner Dom,Unter den linden ,friedrich strasse, checkpoint charlie , brandenburg kapısı ,reichstag ve tiergarten bu sıra ile gezerseniz berlin'de görülmesi gereken birçok yeri yürüyerek gezersiniz. Ku'damm markaların olduğu cadde paranız varsa alışveriş için güzel. Block House ve Maredo steak yemek için ideal yerler. Tekrar teşekkürler..

    YanıtlaSil
  4. Defalarca gittiğim ve bu kez (3 Mart 2013) arkadaşlarımla tekrar gideceğim Berlin'i gayet güzel derleyip, toparlamışsınız. Elinize sağlık. Ben de blogumda Berlin'i yazdım ve yazmaya devam ediyorum. http://avrupaseyahati.blogspot.com/
    Ayrıca, blogumda karavanla yaptığım Yunanistan seyahati ile otomobille yaptığı 8 ülkeyi kapsayan Avrupa seyahati notları ve fotoğrafları da yer alıyor.

    YanıtlaSil
  5. Elinize sağlık. Yılbaşında Berlinde olacağım ve ilk kez gidiyorum..Bilgi Paylaşımınız için teşekkür ederim...

    YanıtlaSil

 
Free Hit Counter